Rüyalarım
Dünyadaki ömrümün yaklaşık üçte birini uykuda geçirdim. Ama uyanıkken o 7.5 yıllık sürede yaşadıklarımdan çoğunu hatırlamıyorum. “Hatırlanacak ne var, kütle halinde saatlerce yatıp duruyorsun” demeyin. Çünkü rüyalar apayrı bir hayat. Rüyalardaki hayatım benim için çok önemli.
Gel gör ki hatırlanılası rüyalar görmek için çok şartı sağlamam gerekiyor. Öncelikle kafam rahat olmalı, yani ertesi güne yetişecek önemli bir işim yada üstesinden gelmem gereken bir sorun olmayacak. Yoksa bu meseleler üçte ikilik süreye sığmıyor, rüyalarıma taşıp onları mahvediyor. Mesela rüyamda kod yazdığımı bile görmüştüm. İkinci şart midemin ve mesanemin boş olması. Bu iki organın herhangi birinin dolu olması rüyamın kalitesine olumsuz etki yapıyor. Son şart da uykumu iyice almış olmalıyım. Uyku alındıktan sonra uyunulur mu? Tabiki de evet. Amacım güzel rüyalar görmekse bu üç zor şartı sağlamam lazım.
Rüyalarımda mekanlar bellidir. Eski rüyalarımda eşi dünyada görülmemiş evim vardı. Yeşiller arasında, bemberrak (dibindeki kumları dahi görünen) bir göl kenarında, ahşap ve mütevazi bir ev. Bir eş ve sarışın ufacık bir bebek. Dünyanın tüm karmaşasından uzak, belki dünyada bile değil. Yukardaki şartları sağladığım takdirde üst üste aynı mekanı görür, hatta orada yaşardım. Orası benim ikinci hayatım gibiydi. Uyanır gibi olduğumu hissedince kendimi kasarak tekrar uykuya (dolayısıyla rüyaya) dalmak isterdim ama başaramazdım. Maalesef uzun zamandır orayı göremiyorum artık.
Bazense bir şeyden kaçmaya çalışırım yada kaçırırım. Mesela trenyolunun üstünde yatıyorumdur, tren gelir, son derece yavaş hareketlerle de olsa sıyrılırım. Yada otobüsümün kalmasına 10 dakika vardır ama daha çantam bile hazır değildir. Yetişemeyeceğimi bile bile hazırlarım çantamı, ve yetişemem. Bazen de mücadele ederim. Benden zorla para isteyen bir dilenciyle yada bana bıçak çeken sokak çocuklarıyla. Yada tam teçhizat donanıp düşmanla.
Bu sıralarsa uçuyorum havalarda. Uçmayı küçük yaşlarda öğrenmiştim. Şimdi master degree’yim. Eskiden uçmak için bir ton hareket yapmam gerekir, uçtuğum yükseklik birkaç metreyi geçmezken bu aralar çok rahatça uçabiliyorum. Nereye uçmak istediğimi düşünmem oraya süzülmeme yetiyor. Süpermen gibi kolumu uzatma ihtiyacında bile bulunmuyorum. Bazen elektrik kablolarına takılıyorum ama hiç çarpılmadım henüz.
Gördüğüm şey güzel rüyaysa uyanmak işkenceyken, kabussa bayramdır. İlginç bir rüyaysa, gerçekten yaşamış gibi hatırlarım. Gün boyunca da unutmayacak sanırım ama rüya susuz yaşayamayan balık gibidir. Bir dakika kadar can çekişir ve ölür. Kalıcılaştırmak istiyorsam o bir dakika içinde sesli yada yazılı şekilde bir yere kaydetmem gerekir. Yoksa ana hatlarını hatırlar gerisini uydururum. Çoğu uyduruk olsa da kendimi ona inandırırım ve onu başkalarına anlatmaktan zevk duyarım. Ama anlattıklarım bundan (başkasının rüyasını dinlemekten) pek hoşlanmaz.
PS: Anafikir yada sonuç yok. Yazasım geldi, yazdım işte

macera ve bilim kurguyu çok severim,film tadında böyle güzel anlatırsan zevkle dinlerim:))
Hele son paragrafta bahsettiğim kayıt olayını faaliyete sokarsam ne hikayeler çıkar. Hikaye var, dinleyen var; e ne duruyorum?
[...] Rüya serisine devam. Cumartesi sabahı görmüş olduğum bir rüyayı anlatmak istiyorum. Başlamadan uyarayım, başkasının rüyası sadece o kişi için ilgi çekicidir. Devam etmenizi önermem büyük ihtimalle sıkılacaksınız. Bu arada bir önceki cümleyi yazarken çakallık mı yaptım ne? Hani “Okumayın” deyip, yazının gizemini arttırıp, okunmayacak şeyi okunur yapmaca filan? [...]