Seamus Siddeley

aka isidat

Silme Sözlüğü

Ekim27

Ameliyat: En sevdiğim çeşidi vücuttan zarar veren bir parçasının alınmasıdır. Cerrah olsaydım ur, tümör, ben almaktan; iltihap, çıban yok etmekten yada kangren olmuş bir organı almaktan büyük haz duyardım. En ufak zerrelerine kadar. Tertemiz iş çıkarmak.

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind: Bir kaç gün önce ikinci kere izlediğim güzide bir film. “İnsan Silme” olayını sistematiğe oturtup, ticaretini yapmışlar. Başarılı da oluyorlar ama arada istisnalar çıkabiliyor.

Format: Bilgisayarda işler yolunda gitmiyorsa sorun araştırılmaz, format atılır.  Böylece sorundan kurtulduğuna emin olursun. Bu trend Türkiye’de çok tutuldu. Ekmeğini formattan çıkaran delikanlılar var. Bazıları ise formatı sevmez, bilgisayarı güvenli modda çalıştırır, virüs taraması yapar, sistemi geri yükler falan. Ben onlardan değilim.

İnsan Silme: Hiç hazzetmediğim; düşünerek, karar vererek yaptığım bir iş de değildir ama genelde yaparım. Lisedeyken en yakın arkadaşıma “İnanabiliyor musun, ortaokuldaki en iyi arkadaşımla 3 senedir hiç görüşmüyoruz” dedim. O da “Oha, beni de silecek misin?” dedi. “Yok daha neler, sen bambaşkasın” dedim. Onla da 2 sene oldu, artıyor.

Pilav: Yenilmeden önce benim tabağımdaysa her pirinciyle birlikte mideme gidecektir. Tek bir pirinci [çeyreğe bile bölünmüş olsa] tabakta kalmaz. Bu konuda ziyadesiyle takıntılıyım.

windows-keyboard-shortcuts-shift-delete-press-keysShift-Delete: En mantıklı ve en sevdiğim silme çeşitidir. Silişlerimin yüzde yüzünde shift-delete kullanırım. Böylece geri dönüşüm kutusu aradan çıkarılır. Bürokrasi azaltılır. Kötü yanı, bazen tezcanlılıktan dolayı silmemem gereken dosyalar da arada kaynar. Bu yüzden bu ciddi kararı uygulamadan önce hakkatli düşünmek gerekir. Gereği düşünüldükten sonra silinir. Yanlışlıkla silinen dosya çok önemliyse recovery programı ile işler tatlıya bağlanır.

Silgi: Bu yaşımda her yazımı hala kurşun kalemle yazmaya gayret ederim, çünkü yazı silinebilmeli. Silgide iki özelliğe bakarım: İz bırakmama ve ürettiği toz öbeği sayısının az olması. O yüzden Pelikan’dan nefret eder, Milan’dan çok hoşlanırım. Kokulu Arı Maya silgileri ise bonustur, hayatımdaki yeri yadsınamaz.

Şebnem Ferah: “Sil Baştan” isimli şarkının sahibi. Galiba silme hakkında benle benzer düşünüyor olmalı ki böyle bir şarkı yazmış. Sizler için hazırladık. Buyrun aşağıdan dinleyin.

Helikopterli Rüya

Ekim26

Helicopter_2Rüya serisine devam. Cumartesi sabahı görmüş olduğum bir rüyayı anlatmak istiyorum. Başlamadan uyarayım, başkasının rüyası sadece o kişi için ilgi çekicidir. Devam etmenizi önermem büyük ihtimalle sıkılacaksınız. Bu arada bir önceki cümleyi yazarken çakallık mı yaptım ne? Hani “Okumayın” deyip, yazının gizemini arttırıp, okunmayacak şeyi okunur yapmaca filan?

Rüya yer olarak babamın köyü ve Bandırma’daki bir önceki evimizde geçiyor. Mekanlar birbirine geçmiş durumda ama. Mesela apartmandan çıkınca kendini köyde buluyorsun öyle yani. Köyde helikopter yarışı düzenleniyor. Sadece bir kişide [köy ağasında] helikopter var. Bunlar ailecek gururlanıyor “rakibimiz yok, yine birinci olacağız” diye. Bu arada kendimi köyün dışında kullanılmayan, betondan yapılma  elektrik direklerinin atıldığı bir merada buluyorum. Helikoptere benzeyen bir tanesine biniyorum ve havalanmaya başlıyor, uçuyorum. Kim olduğunu hatırlamadığım iki kişi ısrar ediyor, onları da arkama alıp geziyoruz. Helikopteri kullanmadaki efektler aynen [Just Cause isimli] bilgisayar oyunundaki gibiydi. Sonra başarıyla indirdim.

Helikopter zamanla şemsiye gibi birşeye dönüştü. Elimde helikopterle köy merkezine girdim. Herkes başımda toplandı ve “Aha, falancalar helikopter almış” gibisinden dedikodular tüm ortamı kapladı. Sonra eve geldim, babamı ve dayımı gördüm. Babam elimdeki helikopteri görünce [23 yıllık ömrümde hiç görmediğim kadar] çok sevindi. Rüyada burda bitti. Yarış ne oldu diye soracak olursanız ben de bilmiyorum. Ancak bu kadarını hatırlayabildim :)

Bir sonraki rüyamda görüşmek üzere…

Balıkçılığa Giriş

Ekim24

Ortaam* ve ben bu aralar balıkçılığa merak sardık. Herhangi bir geçmişimiz olmamasına rağmen pek bir aşkla şevkle giriştik bu olaya. Tam olta almaya gidecektik ki, balık tutma geçmişi olan başka bir arkadaşa rastgeldim. Oltayı nereden [Karaköy'den] ve neye göre almamız gerektiği hakkında bir kaç tavsiyede bulundu sağolsun. Belki  tavsiyelerinin boyutları ufaktı ama mutlak sıfır bilgiye sahip olan birisi için bunlar altın değerindeydi.

Görünt012Karaköy’de iki üç oltacı gezdikten sonra 35 liraya herşey dahil 3.6 metrelik bir olta aldık (bkz: Figür 1). Oradaki balıkçılardan da [yem olma görevini üstlenecek] biraz karides aldık ve Karaköy İskelesi’nin oralara konuşlandık. Yanlış yerde yanlış zamanda bulunan balık tutucular çeşitli konularda bolca sorularımıza maruz kaldılar. Onlardan da çok şey öğrendik. Bugün birkaç saatimizi verip, amatör balıkçılık için bilinmesi gereken temel kuralları öğrendik ve “BLK 101: Balıkçılığa Giriş” dersini tamamladık.

Görünt011Sadece bir balık tutabildik (bkz: Figür 2) [türünü bir türlü öğrenemedik bilen varsa söyleyiversin]. Ama önemli olan balık değil, balığı tutmayı öğrenmekti**.

* “Ortaam” birden çok arkadaşım için kullanabildiğim bir kelime. Blogda hakkında bahsettiğim üçüncü tekil şahıslarla ilgili bilgilerin onların haberi olmadan yayınlamanın etik olmadığını düşündüğümden isim vermedim (Cümlede bir kayıklık var sanki ama hadi hayırlısı).

** Çin Atasözü: “給我一條魚,今天我會吃。教導我要魚,我吃了一輩子!” [Bana balık verirsen bir gün işime yarar, balık tutmasını öğretirsen hayat boyu!]

Enstantane Paketi 15

Ekim18

1- İlhamın ne zaman geleceği belli olmuyor. Bazen coşkun ırmaklar gibi çağlayıp, üç gün üst üste [saçmalasam da] yazıyorum bazense yazmak için her türlü imkan emrime amade olmasına rağmen susuyorum. İşte “Enstantane Paketi” tam bu anda devreye giriyor. 10 darbede bu kısır döngüyü paramparça ediveriyor.
2- Bir popup açıldığında yada mailimizi kontrol ettiğimizde [bazen] “1.000.000′uncu oldunuz, 1.000.000 $ kazandınız!” gibisinden müjdelerle karşılaşırız. Heralde bu müjdeye inanıp vadedilen parayı elde etmek için istenilen prosedürü yerine getiren yoktur. Ama ya gerçekse? Ya içlerinden bir tanesi de olsa doğruyu söylüyorsa ve o mesajı kapattığımızda cillop gibi 1.000.000 $’dan mahrum oluyorsak. İşte bunu düşünmek bile çok şiddetli bir kahır.
3- Firefox’u tercih etmemin ve sevmemin nedenlerinden bir tanesi resimlerinin canlı olması. Resmin üstüne tıklayıp sürükleyince resmen ruhu çıkıyor, tıkı bırakınca tekrar yerine dönüyor.
5kurusarka4- Masamın üzerindeki [çoğu 5 kuruşluk] bozuk paraları saydım, toplam 1.95 lira çıktı. Onca bozuktan pürüzsüzce kurtulabilmemin tek yolu 2 liraya tamamlayıp harcamaktı ve hayatımda hiçbir zaman için 5 kuruşa bu kadar muhtaç olmamıştım. Yolda karşıma çıkanlardan Allah rızası için 5 kuruş istemeyi düşünmedim değil ama yemedi. Neyse ki markette 95 kuruşluk Eti Finger ile karşılaştım ve 5 kuruşsuzluğun yarattığı bu baskı bir anda gayzer tazyiğiyle ruhumu terketti.
5- Blogcuların yorum almaktan daha çok hoşlandığı şey, iletişim aparatlarının kullanılmasıdır. Mailimde iletişimden gelen bir öneri, şikayet vb ile karşılaşınca zevke gark oluyorum. İletişimle gelen bu duygu yoğunluğunun sadece bana has olmadığını birkaç kişiye sorarak da teyit ettirdim. Mesela başkalarına bu mutluluğu yaşatmak için arada sırada iletişimlerini kullanarak hal hatır filan soruyorum, mutlu oluyorlar. Ama direk mail atarak olmaz ona göre, iletişim aparatının kullanılması şart.
6- FarmVille’de aynı tarlada aynı zamanda hem ananas hem de lahana yetişmesi? FarmVille dedik, bağrımıza bastık, yeme bizi şimdi.
7- Bugün Google’da “isidat” arattığımda [Narsistlikte zirve] ne göreyim? Site açıklamasında “Yazarın bilim, iş hayatı, sanat ve yaşamdan mesajlar yayınladığı bloğu” diyordu. Bu yorumu ben yapmamıştım, o ifade sitenin hiçbir yerinde de yazmıyordu. Bir süre sonra sitenin DMOZ’a kaydının yapıldığını anladım. Vay be dedim, ne DMOZ’muş, koskoca Google’a bile lafını geçiriyor.
8- Şöyle bir iş ilanı olsa ya: “PES’e en az 3 yıllık tecrübeli oyuncu aranıyor. Yol artı yemek firmamızdan.” yada “OKEY’e 4. aranıyor. CV’lerinizle birlikte Şenler Kıraathanesi’ne müracaat edebilirsiniz.” Maaş da aramıyorum, geyiğine yani.
ferhat9- Ferhat Göçer’in “Cenneti değişmem saçının teline” diye şarkısı var ya, burada yazar aslında saç sahibinin saçına övgüde bulunuyor ve “Cennete değişmem saçının telini” demek istiyor. Vakti zamanında arkadaşlar olarak iki gruba bölünmüş ve saatlerce bunun tartışmasını yapmıştık [ki bizden önce sözlükte yapılmış]. Ayrıntıları da yazsam başlı başına bir yazı çıkar ama unuttuğum için ne yazık ki bu tartışmanın detayları tarihin tozlu sayfalarına gömüldü.
10- Son zamanlarda hayat şarkılarımı takip ettiğim bloglarda paylaşılan şarkılardan seçiyorum. Aslında ben onları değil, onlar beni seçiyor. Neyse şu aralar bunu dinliyorum: Fairuz’dan “La ta3tab 3alay”.

2009 – Yorum Ödülleri

Ekim14

Blogcular genellikle yorumun ve yorumcunun dostudur, onları severler. Bu gerçeğin altında çok karmaşık bir neden aramamak lazım, neden basit: Çünkü anlatan dinlenilmek ister. Yorumcumuza desteğimizin tam olduğunu kanıtlamak için “Yorum Ödülleri” organizasyonu düzenledik. Bu organizasyonun tarihi, sürekliliği ve ismi altında bir alicengizlik aramayın [Ne anlama geldiğini bilmediğim kelimeleri orda burda kullanmamdan dolayı bir gün başıma bir iş gelecek ama hadi hayırlısı]. MalınGözü adlı blogdan gördüm, beğendim, buraya uygulayayım dedim. Seneye devamı gelir mi gelmez mi bunu zaman gösterecek.

Puanlama Sistemi:
Ödül sahipleri tahmin edeceğiniz üzere yaptıkları yorum sayısına göre belirlendi. Bu işlem pek kolay olmadı aslında çünkü her yorumunu değişik isimle bırakanlar mevcuttu, ama hummalı bir çalışmanın sonucu her ödül sahibini adilce belirledik. Adayları yorum sayılarına göre dizip çan eğrisi uyguladık ve bunun sonucunda Yorum Ödülleri Kupası bir kişiye, altın madalyalar 3 kişiye, gümüş madalyalar 5 kişiye ve bronz madalyalar ise 4 kişiye gitti. Ödüllerimizi kıskanmadık, toplamda 3 veya daha fazla yorum bırakan her yorumcuya ödül verildi. Burada, birden fazla isimle yorum bırakan yorumculardan son isimleri ile bahsedilecektir.

Biraz İstatistik:
Ödüller sahibini bulmadan önce blog hakkında biraz istatistik geçelim isterseniz. İlk yazısı 2 Ocak 2008′de yazılan bloğumuzun kuruluşundan bu yana tam 650 gün (1 yıl 9 ay 12 gün) geçmiş. Bu 650 günlük zaman zarfında 324 yazı yazılmış, bu 324 yazıya 416 yorum bırakılmış. Yani gün başına yazı ortalaması 0.5, yazı başına yorum ortalaması ise 1.3. Benim bıraktığım yorum sayısı 126, aslında en birinci ben oldum ama insanın kendi kendisine ödül vermesi biraz absürd kaçtığından böyle bir girişimde bulunmadım. Şimdi gelelim beklenilen ana…


kupa
Kupa:
Büyük Yorum Ödülleri Kupası’nın sahibi, bloğun kuruluş günlerinden bu yana bıraktığı toplam 49 yorumuyla mert.

altinAltın Madalyalar:
Gerçek yorum ustaları: Su Geçirmez Botları Olan Adam.. [27], miray [25] ve Geyik Muhendisi [25]

gumusGümüş Madalyalar:
İşte yorumlarıyla her zaman yanımızda olanlar: kübra [19], İbrahim [12], Hayro [11], didier [11] ve forewell [11]

bronzBronz Madalyalar:
Ve eksikliğini hissettirmeyenler: Sertalp Bilal [8], Deli Profesör [4], Furkan Turan [3] ve Y. Bora [3]

PS: Sunumlar biraz kuru oldu gibi. Daha şık sunumlar, onore üstüne onoreler yapmak isterdim ama elden bu kadar geldi. Kusura bakmayın.

« Eski YazılarYeni Yazılar »

Sosyalizm & isidat

Web Sitelerim
Official Logo
Translate
Takipteyim
Sertalp Bilal Mühendis-i Geyik E-Miray bilinçsiz 00100100 Umut Sarıkaya BLOGobik Fikir Bulutu İbrahim Nergiz Esidat Saçsız Kral ŞMVD Malın Gözü
-->

BenimFontum