Domuz Gribi Meğersem Tırtmış
Deli dana, SARS, kuş gribi derken şimdi de domuz gribi çıktı. Dünya basınının ve basınımızın “Domuz gribi öyle fenadır, şöyle öldürür” gibisinden haberleri sayesinde halk arasında gönül rahatlığınca öksüremez, hapşıramaz hale geldik. Otobüste öksürmekten telefonumun çalmasından daha çok korkuyorum. Caddeler, meydanlar gaz maskesiyle dolaşan insanlarla doldu, otobüslere “Bu araç domuz gribine karşı dezenfekte edilmiştir” kağıtları asıldı, okullar tatil edildi. Bunlar önlemdir, tamam, lafım yok ama, bence bu hastalığa hakettiğinden fazla ilgi gösterildi.
Bu kanıya varmamın tetikleyicileri Galatasaraylı Arda’nın, ailesiyle birlikte Selçuk Erdem’in ve birkaç arkadaşımın domuz gribine yakalanması oldu. Daha doğrusu yakalanması değil, atlatması oldu. Domuz gribi öyle tırt bir hastalıkmış ki tüm dünya kendisinden üç buçuk atarken, örneklem kümemdeki en az 4 kişiye bulaştğı halde onların “ailecek atlattık”, “öksürerek etrafıma yaymaya çalışıyorum” şeklinde esprili ifade kullanmasına izin veriyordu? Atlatma ihtimali %50 gibi büyük bir oran olsaydı bile 4 kişinin hepsinin atlatma ihtimali 0.0625 oluyordu ki bu sayı neredeyse sıfıra eşit.
Biraz Google yaptım ve şu sonuçlara ulaştım: Hani şu bildiğimiz, her sene en az bir kere olduğumuz gripten dünyada yılda 250bin ila 500bin arasında insan ölürken, domuz gribinde bu rakam 8bin civarında. Yani domuz gribi normal gripten kat kat güvenli bir hastalıkmış.
Amacım domuz gribini aşağılamak, diğer hastalıklar arasında onu rencide etmek değil. Değinmek istediğim şey diğer hastalıklara gösterilmeyen ilginin domuz gribine gösterilmesi adaletsizliği. Amacım tüm bu işlerin arkasında ilaç şirketlerinin, gaz maskecilerin, jelcilerin hazırladığı bir komplo teorisinin döndüğünü iddia etmek de değil. Zaten böyle bir şeye de inanmıyorum. Bunun büyütülmesinin yegane sebebi ilk karşılaşma tepkisi ve isminin içinde günlük hayatımıza yabancı olan bir hayvanın isminin geçmesi olsa gerek.
PS: Yazı da tırt olmuş galiba.

7- Ekmeğini internetten çıkarma konusunda en mahir şarkıcı kim diye soran olursa İsmail YK derim. 3 sene önce bombabomba.com’du. Şimdi de Facebook şarkısıyla piyasayı sallamaya devam ediyor. “Bir internet kafeye gittim” sözüyle başlayan Facebook şarkısını dinlemeyen kalmasın (

En sevdiğim mevsim bolca yağmurla yeni yeni kendini göstermeye başladı. Şemsiyem yoktu çünkü kaybettiğim artiz şemsiyemin yerine aldığım aynı model şemsiyemi de kaybedince üçüncüye şemsiye almaya korkar oldum. Yeni stratejim kısa sürede bozulabileceğini göze alıp en kalitesiz ve ucuzundan bir şemsiye almaktı. Bundan 3-5 sene önceleri ortalıkta pek gözükmeyen şeffaf şemsiyeler (bkz: figür 1) basitliğiyle ve fiyatıyla birden favorim oldu. 2 metrekare naylondan ibaret olmasına rağmen fiyatı 4,5 ila 5 lira gibi astronomik düzeyde seyrediyordu, pas yapacak kadar da yağmur yağmıyordu, almadım.
Haziran’da terk ettiğim Facebook’un ayrılık acısına 3 ay dayanabildim. 1 haftadır Facebook ortamlarında fink atıyorum. Görmeyeli birazcık değişmiş ama sadece birazcık. Bu yazının sebebi Facebook’ta beni çıldırtan birkaç şeyden bahsetmek istemem. 10 maddeye tamamlayıp daha cool bir başlık atmak isterdim ama sırf 10 maddeye tamamlamaya kasmak için gereksiz maddeler üretmekten sakındım.