Memurluk ve Blaupunkt
İki gün önce hayatımda ilk defa Ankara’ya gittim. Çoğu insanın inançla öne sürdüğü “Ankara bir memur şehridir” hipotezini yerinde doğruladım. Tümevarım yapacak kadar yerini dolaşmadım ama heryeri memurlarla dolu. Yaz ve öğlen olmasına rağmen ceket-kıravat ikilisiyle sarmaş dolaş olmuş, elinde çanta, yer yer bıyıklı olmasına rağmen cildi her daim parlak, sadece yaş ve cinsiyete göre farklılıklar gösterebilen insanlar gözlemledim. Memurluk yolunu seçersem ve bir 30 yıl filan daha yaşarsam Ankara sokaklarında sağdaki insana benzer birine rast gelebilme olasılığınız yüksek.
Selam, ben Blaupunkt!
Ekseriyetle şehirlerarası otobüslerin baş ve orta kısımlarında yaşarım. Eskiden CD takarlardı, yolculara film gösterirdim. Bu aralar TV görevi görüyorum. Uyuyan yolcu olabileceği düşüncesiyle sesimi duyulmayacak seviyelere kadar kıssalar da bana yakın oturanlara hizmetimi sunarım, uzaktakiler de arada sırada meraktan resimlerime bakarlar.
Evet, ismim Blaupunkt. İlk duyuşta kulağa garip geliyor ama çok az Almanca bilenlerin (örnek: isidat) ismimin Türkçesini keşfetmekteki gayretini ve (eğer punkt’u da keşfederse) sevincini hissettikçe bu garipliğin verdiği üzüntüyü unutuyorum. Laf aramızda, bu çok az Almanca bilenlere bu sevinci yaşatan kardeş markam da Schwarzkopf’tur.
Neyse kendimden bu kadar bahsettiğim yeter. Aha, biri power’a bastı, iyi seyahatler…

güzel bir memurluk tarifi olmuş. aynı ben
Ankara’dan bakınca krizin Türkiye’yi vurmadığı zannediliyor.
Bunun en büyük sebeplerinden birisi de Ankara’nın memur memleketi olması sanırım.
bedrettin dalana benzemiş bu resimdeki isidat “the memur”
Aldullatif Şener gibi olmuşsun
)
@Mert:
Bir dönem kaldı okulunda. Benzerlik bursu filan olsa ne güzel olurdu!
[...] önce kardeşimin üniversiteye kaydı vesilesiyle Ankara’ya gittim. Dönüşte otobüsün blaupunkt‘undaki diziyi izlerken üstte yazan “Hakkari’de iftar vakti” yazısını [...]