Blogcular genellikle yorumun ve yorumcunun dostudur, onları severler. Bu gerçeğin altında çok karmaşık bir neden aramamak lazım, neden basit: Çünkü anlatan dinlenilmek ister. Yorumcumuza desteğimizin tam olduğunu kanıtlamak için “Yorum Ödülleri” organizasyonu düzenledik. Bu organizasyonun tarihi, sürekliliği ve ismi altında bir alicengizlik aramayın [Ne anlama geldiğini bilmediğim kelimeleri orda burda kullanmamdan dolayı bir gün başıma bir iş gelecek ama hadi hayırlısı]. MalınGözü adlı blogdan gördüm, beğendim, buraya uygulayayım dedim. Seneye devamı gelir mi gelmez mi bunu zaman gösterecek.
Puanlama Sistemi:
Ödül sahipleri tahmin edeceğiniz üzere yaptıkları yorum sayısına göre belirlendi. Bu işlem pek kolay olmadı aslında çünkü her yorumunu değişik isimle bırakanlar mevcuttu, ama hummalı bir çalışmanın sonucu her ödül sahibini adilce belirledik. Adayları yorum sayılarına göre dizip çan eğrisi uyguladık ve bunun sonucunda Yorum Ödülleri Kupası bir kişiye, altın madalyalar 3 kişiye, gümüş madalyalar 5 kişiye ve bronz madalyalar ise 4 kişiye gitti. Ödüllerimizi kıskanmadık, toplamda 3 veya daha fazla yorum bırakan her yorumcuya ödül verildi. Burada, birden fazla isimle yorum bırakan yorumculardan son isimleri ile bahsedilecektir.
Biraz İstatistik:
Ödüller sahibini bulmadan önce blog hakkında biraz istatistik geçelim isterseniz. İlk yazısı 2 Ocak 2008′de yazılan bloğumuzun kuruluşundan bu yana tam 650 gün (1 yıl 9 ay 12 gün) geçmiş. Bu 650 günlük zaman zarfında 324 yazı yazılmış, bu 324 yazıya 416 yorum bırakılmış. Yani gün başına yazı ortalaması 0.5, yazı başına yorum ortalaması ise 1.3. Benim bıraktığım yorum sayısı 126, aslında en birinci ben oldum ama insanın kendi kendisine ödül vermesi biraz absürd kaçtığından böyle bir girişimde bulunmadım. Şimdi gelelim beklenilen ana…
Kupa:
Büyük Yorum Ödülleri Kupası’nın sahibi, bloğun kuruluş günlerinden bu yana bıraktığı toplam 49 yorumuyla mert.
Altın Madalyalar:
Gerçek yorum ustaları: Su Geçirmez Botları Olan Adam.. [27], miray [25] ve Geyik Muhendisi [25]
Gümüş Madalyalar:
İşte yorumlarıyla her zaman yanımızda olanlar: kübra [19], İbrahim [12], Hayro [11], didier [11] ve forewell [11]
Konuya girmeden önce edecek iki çift lafım var. Tamam, bloğa bir arkadaşa bakıp çıkmak için girenleri anlıyorum, bloğun kuruluş amacı yorum almak da değil. Ama yazılarına yorum almayan bir blogcu eline megafonu almış bir deli gibi geliyor bana. Tepki olsun, etkileşim olsun istiyorum her daim. Biri çıksın “Ne diyosun lan sen!” desin, dövsün onu, megafonunu kırsın filan. En azından bu yazı gibi size doğrudan soruyla yaklaşan yazılarda yorum bırakırsanız çok memnun olurum.
Birkaç dakika önce bir haber okudum. Habere göre insanların çoğu internette belli birkaç şifreyi kullanıyormuş. Hal böyle olunca da hackerlar milyonlarca MSN’i, banka hesabını ve ne hesabı varsa işte onu kolay bir şekilde ele geçiriyorlar. Şifreniz 19 ile başlayan doğum tarihinizse, 1453 gibi popüler bir tarihse, 123456 yada abcd gibi çok kullanılan bir diziyse, telefon numaranızsa, kendi adınız veya soyadınızsa veya doğrudan “sifre” yada “parola” ise bence şifrenizi değiştirin. Çünkü elimde istatistiki bir veri olmamasına rağmen sadece saydığım şifre çeşitlerinin internetteki tüm şifrelerin yüzde 80′i olduğunu düşünüyorum [I believe in 80-20].
Ne yalan söyliyim, şifre kutusuna çatır çutur 20 küsür karakter girip sonunda da Enter tuşuna çaat diye basarak hesabına giriş yapanlara özeniyorum, bir gün onlar gibi olmak istiyorum. Dikkat edin, o insanların yüzünde tam Enter tuşuna basarken çok kısa bir süreliğine, CIA veritabanına erişmiş olmanın getirdiği muzafferiyet gülümsemesi beliriverir. Neyse, konudan sapmayalım. Özetle uzun şifreyi severim. Mesela koskoca FBI veritabanına erişen adli tıpçı Dexter‘ın şifresinin babasının adı “harry” olduğunu gördüğüm zaman, içimden coşkuyla bir “piii” çektim. Onlarca kişiyi kusursuzca katletip yakalanmayan birinden böyle davranışlar görmek insanı üzüyor. Başlıkta sorduğum soruyu ilk ben yanıtlıyayım. Hesaplarımın çoğunda (4 haneli banka şifrem dahil) 3 şifre kullanıyorum. Ama bazı siteler bu şifrelerimi bazı nedenlerden dolayı istemiyor yada şifremi kendileri atıyorlar [Atanılan şifre saygı duyarım, benim özelimdir, hayatta değiştirmem]. Bu yüzden (demin saydım) toplamda 30 küsür şifrem var. Bu çok kullandığım uzunlukları (biri dört tabi) 10 karakter civarında olan 3 şifrenin bir tanesini forumlar gibi geyik sitelerde, bir tanesini işin içinde para olan sitelerde (para dediysem banka, paypal filan, kumarımız yok hamdolsun), diğerini ise banka kartlarımda kullanıyorum. Ya siz?
Sığ Not: Başlıktaki “bitirme” kelimesine yüklenen anlamı en iyi şekilde özümsemek için lütfen vurguyu ikinci hecede kullanınız.
Malumunuz geçen dönem veremediğim bitirme yüzünden okulum bir dönem uzadı. Gerek uygun bir proje konusu ve danışmanı bulma gerekse bursumu uzatma çabalarımdan dolayı son iki haftam yatarak geçirdiğim yaz tatilime hiç benzemedi. Çok sıkıntılı, stres dolu günler yaşadım sevgili dostlar. Ağlayarak size de sıkıntı vermeyeyim. Zaten her iş halloldu ve sanırım bursum da uzadı. Şimdi yurduma da yerleştim ve “home sweet home” kavramını iliklerime kadar hissederek yaşamaktayım.
Her şey Göktürkler’in parçalanmasıyla başladı. Teoman’ı, Metehan’ı, bilimum Hun devletlerini ve hatta Göktürkler’i de pek severdim. Ama Kutluk devletine gelince tarih benim için bitti. Kutluk’a kadarki hayatımda dertten gamdan eser yoktu. İlkokulda hayat bilgisi dersinde öğretmen yanlış hatırlamıyorsam her gün gelecek konuyu okuyup özet çıkararak gelmemizi emreder ve bu emrinin yerine getirilip getirilmediğini kırmızı kalemiyle kontrol ederdi. Kutluk beni hayat bilgisinden soğuttuğundan özetlerden de soğuttu. Özetleri hiç aksatmadım ama onları hazırlamak benim için büyük bir dertti. İtiraf ediyorum o özetlerden çok korkuyordum.
Figür 1.1: Önümüzdeki ilk derdi Everest sanırız… (Fikir didier’den)
Eğitim hayatımda her eğitim yılının sonlarına geldiğimde o eğitim yılı çok itici gelmeye başladı. Mesela Orta 2′nin sonlarında tüm dertlerin Orta 2′nin alt kümesi olduğunu düşünürdüm. Orta 2 bitince rahatlardım ama Orta 3′ün Orta 2′den daha çok dert getirdiğini hissetmem çok vakit almazdı. Bu duyguyu en belirgin şekilde ÖSS’de hissettim. ÖSS’ye hazırlanırken yaşadığım “ya güzel bi bölüm & üniversite tutturamazsam” kaygısı en büyük derdimdi. Üniversiteye kapağı atınca [bu tabiri çok severim] pembe bulutların üzerinde uçacağımı sanıyordum, ama öyle olmadı. Şimdi başıma bela olan bitirme projesiyle mücadele veriyorum ve üniversiteden mezun olmayı şiddetle arzuluyorum. İlk defa bu yıl farkındayım ki mezun olsam bile diğer sene başka bir Kutluk enseme inecek.
Aslında bana hava hoş. İki sene önce bulduğum bir formülle (*) her türden ve şiddetten derde karşı bağışıklık kazanmıştım. Evet, tüm dertlerime bir çare bulabilmiştim ama benim derdime benden bir başkasının üzülmesine bulacak bir çarem yoktu. Kendimde işe yarayan materyalist formülümü başkasına uygulayamıyorum. Şu an itibariyle bitirme projem, muhattabı benden farklı insanları da kapsayan tek derdim.
Rektör bana yarın sabah telefon açsa ve dese ki “seni bitirme projesinden muaf tutalım ama 5 ders al” ben derim “okey, 5 az bile 10 ders alıyım“. Ders almak bir yerden bir yere tuğla taşımak gibi sınırların belli olmasının getirdiği basitliğe sahip bir iş. Ama düşünmek ve birşeyler üretmek gerçekten zor. İnşallah üstesinden gelirim. Dualarınıza muhtacım.
(*) Herhangi bir dert beynimizde oluşturduğumuz ve kendi elimizle beslediğimiz bir sanalımsıdır. Üzülmek yani derdi hissetmek derdi azaltmadığı için bırak üzülmeyi. Sadece gününü yaşa.
Dip Not: Bunalanlar için rahatlatma hizmetimiz de var: [Kendileri şu anki hayat şarkılarımdır, sırasıyla buzcevheri, sertalp ve megu'den]
Nöbetinde uyuyan askeri eğitmek (!) için eline pimi çekilmiş el bombası tutuşturan teğmenin ve 4 şehidin hikayesini duymuşsunuzdur heralde. “Güçlü ordu”muz hakkında böyle haberler duymak, uykuyu seven ve bir iki sene içinde askere gidecek olan beni korkutuyor doğrusu. Olayın korkulucak tarafı sözkonusu teğmenin bu davranışı değil. Zira dünya üzerinde sosyopattan bol birşey yok. Her an her yerde ölmemiz yada yaralanmamız an meselesi. Asıl kortuklarım şunlar:
Korku #1: Hadi böyle bir olay yaşanmış. [Keşke yaşanmasaydı da, hukuk ne işe yarıyor? Uyudu mu? Neyse cezası kesilsin.] Toplu cinayet kategorisine koyulabilecek bir olayın “kaza” olarak millete duyrulması ve en korkuncu bu fake duyurunun herhangi bir münferit tarafından değil de, kurum kimliği kazanmış güvenlik güçleri ve vali aracılığıyla yapılması. Bu durumda iki ihtimal var, ikisi de birbirinden kötü. Ya teğmen rütbesindeki biri 4 kişinin ölümüyle alakalı bir olayı bizzat valiye bildirme yetkisine sahip, yada asker bu fake bildirinin farkında.
Korku #2: Genelkurmayın bu olayın vehametini değerlendirip bir daha bu ve benzeri olayların yaşanmaması için önlem alması gerekirken, bütün çabasını bu olayı ihbar edeni bulmaya harcaması. Diyelim ki buldun ne yapacaksın? Umarım o ihbarcı hakkında da planların yoktur.
- Hep orduya verip veriştirdin de burada askerin hiç mi suçu yok? Uyumasaymış nöbette. Su uyur asker uyumaz. + Askerin suçu var, ama bu suçun cezası bence idam değil. Yanlış hatırlamıyorsam 3 aylık ekstra askerlik. Bu arada son cümlene katılmıyorum. Asker insandır, insan uyur. O halde asker uyur.
- Taraf gazetesi de sen de aynısınız, amacınız yüce Türk ordusunu yıpratmak! + Sorunum kurumlarla değil kişilerle. Önce o kişiler masumları yıpratmaktan vazgeçsin.
Oyunlarımın çoğunu ve Facebook hesabımı silmemin sonucunda günlerim birden uzayıverdi. Bu yazıda bu aralar nelerle uğraşmakta olduğumdan bahsedeyim bari.
1. Dış Basında Türkiye
Eli yüzü düzgün, daha önce denenmemiş bir alana odaklı bir haber sitesi yapayım dedim. Oldu da. Eğlenceli şeyler (harita, bazı sık kullanılan kelimelere viki sayfaları) de ekledim, güzel oldu. Ama sabırsızım, beklediğim hit[']lere ulaşmadığı için dondurma yaptım, şu an erimekte. Hem uğraşacak hem de isteyen varsa veriyim, yesin.
2. Resmini Çizdir
Bu da uzun zamandır aklımda olan bir fikrin tecellisi. Yeni ekmek ümidim. Adından da anlaşılacağı gibi portre filan çizdirme sitesi. Açılı(nc|rs)a hakkında güzel bir yazı yazarım. Sözde 3 Temmuz’da hizmete açılacaktı, olmadı. Artık tarih vermekten çekiniyorum. “As soon as possible” diyelim.
3. Dexter Arkadaş tavsiyesi üzerine başladığım, dünyanın çıkan çivisini yerine monteyi kendine görev edinen ve her sabah mesai arkadaşlarına çörek (donat) dağıtmaktan eksik kalmayan bir kan uzmanının faaliyetleri ekseninde gelişen sevgi dolu bir dizi.
4. Uykusuz
[Bu dilekçedir:] Vedat Özdemiroğlu Uykusuz’un komiklik seviyesine yetişemiyor. Bir iki hafta olur tamam da sırf “para verdiğim şeyin hepsini okurum” sözümü yememek için katlanmak zorunda kalıyorum bir aydan uzun süredir anlattığı hikayeye. Enstantane, paket 8 madde 5′teki serzenişimi dikkate alan Uykusuz yetkililerinin bu konuda da hassas olmasını arz ederim.
Zira o adam tam Penguenlik. Serkan Altuniğne yada Alpay Erdem’le takas edilse mesela tadından yenmez.