Eylül10
Uykusuz’da aynı isimli köşesi olan Fırat Budacı’nın şimdiye kadar yazdığı yazılarından oluşma kitabı. 2-3 aydır dergide yakında çıkacak diye bağırıyorlardı, bir iki hafta önce çıktı nihayet.
Fırat Budacı edebiyatımızdaki tespitçilik akımının öncülerindendir. Her yazısında başka bir insanın [yada insanların] davranışlarına değiniyor. O kişinin yaşamına bir yazılığına gözlemci olarak katılıyor ve abartılı hareketlerinin altında yatan asıl nedenleri ifşa ediyor. Eleştirdiği davranışlar yapmacıklık, ego, olduğu gibi görünmeme, başka role bürünme gibi [miktarı kişiden kişiye değişse de] herkeste olan davranışlar. Mesela yapmacıklığı eleştiren bir yazıyı okurken geçmişimizde ne kadar yapmacık davranışa maruz kalmışsak hepsini eziyoruz. Diğer yandan o kötü davranış kendimizde varsa bunu farkediyoruz ve düzeltme çabasına giriyoruz. Bu kitap sırf bu nedenden okunur.
Demo versiyonları: [1], [2]
PS: Tabi bu anlattıklarım baktığım pencereden görünenler. Başkasına göre başka birşeydir, olabilir.
Temmuz22
Evimin en güzel yerinde (balkon), en nezih zaman diliminin (0-3 arası) sonlarına doğru bitirdim bu muhteşem kitabı. Yanlış yerde yanlış zamanda bulunuyorsa bir insanın başına nasıl belalar gelebileceği anlatılıyor. Gayet sürükleyici. Bir oturuşta bitiremedim ama bitirenler tespit edilmiş. Dikkat: Yandaki linkten kitabı satın alıp okursanız üzüm üzüm üzüntüler sizi bekliyor olacak!
“Senin kadar sersemini de görmedim! Seni umursadığını, evine kabul edeceğini sanıyorsun, ha? Seni kızı gibi görüyor… evine alacak, öyle mi? Bak sana ne diyeyim. Bir erkeğin kalbi fesat, habis birşeydir, Meryem. Bir annenin rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez. Seni tek seven, benim. Bu dünyada sahip olduğun tek insan, benim; ben öldükten sonra, hiç kimsen kalmayacak. Hiçbir şeyin kalmayacak, bir hiç olacaksın!
Gidersen, ölürüm. Cin gelir, ben de kriz geçiririm. Görürsün bak, dilimi yutup boğulurum. Beni bırakma, Meryem co. Lütfen gitme. Gidersen yaşayamam.“
PS: “Reklam ne ayak?” diyorsanız, valla kar amacı gütmüyorum. Kitap maliyetini amorti etsin yeter.
PPS: Sitenin sol alt köşesine şirin linkler içeren bir “Şirin Kutucuk” ekledim. IE’de biraz bozgunculuk çıkarabiliyor. Hala Firefox’a geçmediniz mi? isidat.com Firefox’ta izlenir!
[Varsa böyle birşey] PPPS: Saçları yine kazıdım ama resimdeki adam ben değilim. Kitapla alakasız bir yerden buldum, şaşırdım ve yazıya ekliyim dedim. Zaten kitabın Türkçe’si varken İngilizce’sinden niye okuyayım?

Nisan24
İki üç hafta önce oda arkadaşıma (kendisi edebiyata ilgilidir) sordum: “Hani şimdilerde liselerde okutulan Türk Dili ve Edebiyatı kitaplarında Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi iki isimli edebiyatçılar var ya; bundan elli yıl sonra kimler olacak?” O da “Elif Şafak ve Orhan Pamuk” diye cevap verdi. Hani herhangi bir şeye fanatik olmak için bir kıvılcım gerekir ya, bu cevap da benim Elif Şafak fanatiği olmam için bir kıvılcım oldu. Kendisini önceden duymuşluğum vardı, hatta yeni çıkan, popüler kitabı Aşk‘ı da duymuştum. Ama hepsini toplasan benim için bir Yeni Zelanda kadar anlam ifade etmiyordu.
Kitapyurdu’ndan “Benim de Söyleyeceklerim Var” adlı kitabı sipariş ederken birim kitap başına düşen kargo ücreti azalsın diye bulursam bir kitap daha alayım dedim. Sözkonusu kıvılcımdan ötürü Aşk’ı aldım. İlk kitabı bitirmiştim ama Aşk’a bir türlü başlayamıyordum. Derken yine oda arkadaşım, (izafen) haftaya Elif Şafak’ın İstinye Park’ta imza günü olduğunu haber verdi. Kitaba hiç başlamamıştım ama yapacak başka iş olmadığından gittim imzalattım ve bir anda sıfırdan Ruhdaş‘lık rütbesine erdim. Haliyle bu gazla kitaba başladım. Ayakta, otuturken, yatarken ve hatta otobüste hep okudum ve geçen gün bitirdim. Harika ötesi bir kitaptı, çok beğendim.
Kitapta insanlık hakkında şimdiye kadar hep düşündüğüm ama toparlayamadığım fikirleri paket halinde buldum. Kadın resmen hayatın anlamını “Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı” adı altında 40 kuralda özetlemiş. Tavsiye ederim ki alın okuyun, ama “Yok, buna cesaret edemem” diyenler bu link ile yetinsin.
Geçtiğimiz çarşamba bizim okula geldi. Kitaptaki Şems gibi kafayı komple traş edip orada olay yaratmayı düşünüyordum ama kaşları traşlamaya cesaret edemedim
Hangi salonda olduğunu unuttuğum için gidemedim de zaten. Ama olsundu, ruhdaşlık mekan tanımazdı.
Nisan2
“Benim de Söyleyeceklerim Var“, şu an Uykusuz’da yazan ve çizen Umut Sarıkaya adlı zatın, muhtevası Penguen’deyken yazdığı yazılar olan kitabının ismi. Uzun zamandır bulamıyordum bu kitabı. Kitapyurdu‘ndan buldum, aldım, zevkle okudum.
Umut’la (samimiyete bak) ilk tanışmam karikatürleri vesilesiyle gerçekleşti. Onun karikatürleri orta (ve altı) sınıf Türk insanının hayatının detaylarını işliyor. Bu yüzden insan, sadece kendisinin keşfettiğini sandığı ayrıntıları orda da görünce şaşırıyor, ilgi duyuyor. Yazıları da öyle. Kurgusu da bir garip. Okurken anlatılanlar gerçekmiş gibi geliyor ama (sanıyorum) çoğu düzmece. Olaylara verdiği tepkiler okuyucuya “Yuh!” dedirtiyor.
Neyse ben daha konuşmayayım, yazısı konuşsun.