1- Bir blogcunun bloğunun pagerankinin arttığını görmesi en azından, bir annenin evladının mürvetini görmesi kadar memnun edicidir [Mübalağada eşik değerleri zorlandı]. Bana bu memnuniyeti ikinci kez yaşatan Google’a teşekkürler… 2- Sağ elle sol cepten [yada tam aksi] birşey almaya çalışmak [hele ki cep sıkıysa]dünyanın en zor ama en eğlenceli işlerinden biridir. 3- Şimdiki buyruğum GSM firmalarına geliyor! Çıkarmayın artık indirimli, avantajlı tarife! 2 kuruş az harcamak için 3 kez numara değiştirenleri gördüm. İnsan numarasına bu kadar mı vefasız olur da değişik birşey çıkınca hemencecik kırk yıllık numarasını değiştiriverir? Hayır, olan bana oluyor. İşte telefon rehberimden bir örnek: “Harun, Harun Yeni, Harun Çok Yeni” 4- Buluşmalarda gecikenlere kızılmamalı. Zira en az iki kişinin buluşmasının gerçekleştiği olayda kesinlikle bir taraf geç kalır. Teorik olarak iki kişinin bile olay yerine aynı anda gelmesi imkansızdır. Bu keşmekeş tüm saatlerin [devlet zoruyla mesela] aynılanmasıyla bir nebze çözülebilir belki. Yok, yok yine de olmaz. 5- Dikkat, kasaplar için süper dükkan ismi veriyorum, bu isimle milyon dolar ciro garanti: “ETÇİ” 6- Bazı ülkelerin arasında tahta bir çitin bile olmayışı gerçeği, beni, ekvator üzerinde gerçek bir çizgi olmaması gerçeğinden daha çok hayal kırıklığına uğrattı. 7- Makina gibi sık kullanılan bir kelimede dahi kullanım değişiklikleri var. Hem de bu blog gibi gayri resmi, gayri nizami bir yerde değil; TDK ve ünlü üniversiteler arasında. TDK Makine derken İTÜ gibi makinanın babası bir üniversite makina diyor. Benden söylemesi, uzlaşın hemen! 8- Topa meşin yuvarlak denmesin. Artık meşinden yapılmıyorlar. 9- En sevdiğim font Trebuchet MS, en nefret ettiğim ise Times New Roman. 10- Dokuz enstantaneyi rahatlıkla doldurup, “böyle gelmiş böyle gider” kaidesine ters düşmemek uğruna onuncu enstantane aramak çok da meşakkatli bir işmiş yav. Neyse buldum
1- Enstantane paketinin imalatı sürecinde olayları unutmamak için yanımda kağıt, telefon ne varsa anahtar kelimeler şeklinde not alıyorum. Bloğa geçerken birkaç enstantanenin deşifre edilememekten ötürü güme gitmesine hafiften üzülüyorum. Örnek: “Hatalıysam Göze Monte Kamera “, “Ruh Printer“
2- Seçimlerde “İçinizden Biri” klişesi var bir de. Yahu o kadar komplo teorilerine gönül veren biriyim ama bir Ferhatpaşa Mahallesi muhtar adayının Rus KGB’si tarafından gönderilmiş olmasını düşünemiyorum. Tabiki içinizden olacak, baya Ferhatpaşa’lı işte, Kağıttepe‘li olacak değil ya! 3- Bir yerel yönetici adayı neden “Dürüst, Samimi, Çalışkan” gibi sıfatları kendi üzerinde kullanır anlamıyorum. Hangi aday kendini sahtekar, tembel tanımlar ki? Bundan daha da kötüsü aynı adayın “Laf değil, icraat için” sloganını kullanması. 4- “Ortalama bir insanım, ben de birşeyde birinci olmak istiyorum” diye üzülen varsa, işte yüzde yüz garantili, kısa sürelik de olsa dünya çapı rekor kırma formülü: Saçlarını sıfıra vur ve saniye geçmeden Guinness Rekorlar kitabına kaydol. Bizzat araştırdım en kısa saç kategorisi henüz kayıtlı değil. Seni bekliyor 5- Neden insan türündeki dişiler uzun saçlı olmaya, erkekler ise kısa saçlı olmaya eğilimlidir? İki cinsin de saçı aynı saç, bildiğin keratin ama biri uzun biri kısa. Çok ilginç değil mi? Meraklısı araştırsın, cevabı bulursa da bir zahmet bizi aydınlatsın. 6- Eskiden, ama çok da eski değil, bir 10 sene öncesinde tavuklar canlı satılıyordu çarşıda pazarda. Alır, keser, pişirir, afiyetle yerdik. Bu seremoni neşe verirdi insana. Şimdi öyle mi? Paketle alıp direk tavaya, fırına. Bazen, mesela ocağı yakarken parmağımdaki tüyler yanınca çıkan koku beni o seremoniye kısa bir süreliğine götürüyor. 7- Oda arkadaşım memlekete gittiğini bana mesaj atmıştı. Böyle bir mesajın ardından “Hayırlı Yolculuk” gibisinden 2 kontör değerinde bir cevap gerekirdi. Ama ondaki yüceğile bakın, mesajının sonunda “Cevaba gerek yok” yazmış. İşte karşıdakini düşünmek budur. Onun bu davranışı nedeniyle ona duyduğum saygı katbekat arttı. Artık ben de kullanıyorum gereken yerlerde, “No Reply” şeklinde 8- Sabahın erken saatleri toplu taşıma taşıtlarında (genellersek oksijen oranı düşük yerlerde) geçenler için bir tavsiyem var. Yanınızda mini oksijen tüpü taşıyın ve ordan soluk alın. Oksijen candır, bu dünyada insanoğlunun sudan sonra en sevdiği şeydir. İddia ediyorum işteki veriminiz artacak, gün boyu kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz. Tabi biraz masrafı var, işvereninize maliyeti karşılaması konusunda teklif götürmekte yarar var. 9-Şanından eski yazımda da bahsettiğim ayakkabılarım, caminin ayakkabı kutusuna sığmaması hasebiyle bana bir kez daha kodamanlık yaşattı. Resmen biri için bir ayakkabıdan iki kutu kullandım, iki anahtarı cebime attım 10- 39.90 liraya satın aldığım iki malım var ki, biri en karlı diğeri ise en zararlı yatırımım. Biri dizlerime kadar uzanan, gayet sıcak tutan, cıbır cıbır çok sayıda cebe sahip, artist görünümlü, hatta içindekini bile artist gösterebilen bir mont. Diğeri ise “Leonardo’nun Makineleri” adında, sadece ilk sefer için sayfalarını araladığım gereksiz bir kitap.
1-Selam! Arkadaşlar bu şekilde selam verince ne yapacağımı bilmiyorum; terliyorum, elim ayağıma dolaşıyor, dizlerim titriyor ve niceleri… Bilen varsa söylesin ne denir “Selam!” dan sonra. Yıllardır bu konuyu araştırdım, kendilerine “Selam!” denilen insanları gözledim ama bir sonuca varamadım. “Aleyküm selam” formatla uyuşmuyor, “Merhaba” ilk selam verenin yada “Merhaba” diyene karşılık verenin söylemesi için bir söz, “Ben de” küfür edermiş gibi kaçıyor. Mesela İngilizce’de kimse diğerini gördüğünde “Greeting!” demez çünkü bu isimdir, aynen “Selam!” gibi, “Hi!” der, “Hello!” der, “Wassap dude!” der. Ama bizim dilde böyle bir gariplik var çözemedim gitti. 2- Bir serzenişim daha var, MSN’e. Akşam yemeğine giderken bilgisayarın açık kalması gerekti. Status’a baktım “Out to lunch” var “Out to dinner” yok. Resmen ortada kalakaldım. Bu ne rezalet, bu ne ayrımcılık! Ey Bill! Okuyorsan bu yazıyı MSN’e “Out to dinner” ekle hemen! Şimdi bu Türkçe anlamaz da: “Add “Out to dinner” status to MSN!” 3- Yine Bill’e: Hotmail’ime “Windows Live Team” ismi altında gönderdiğin mailleri defalarca spam raporladığım halde bu mailler yine posta kutuma geliyor. Düş yakamdan! Ben raporlamaya bıktım sen göndermekten bıkmadın. “Windows’um var istediğimi yaparım!” artizliğin nereye kadar sürecek? 4- Yıllar geçti, teknoloji gelişti, Çarkıfelek’in panosundaki harf kutuları bilgisayardan verilen komutla yanmaya başladı. Ancak Asena’yla rating yapma uğruna, hala eskisi gibi dokungaçla açılıyormuş havası veriliyor. Ey Çarkıfelek, izleyicileri (afedersiniz) salak yerine koymaktan vazgeç! Ha, illa koyacaksan Asena’yı, harfleri açıyormuş gibi yaptırma. 5- Dergilerde orta sayfalardaki içerikler birbirinden ayrı olsun. Çünkü dergi gazete gibi kollar açılıp 2 metrekareye yayılarak okunulmaz, kıvırıp sayfa sayfa okunur. Haliyle bir o sayfaya bir bu sayfaya bakıyım derken okurken aldığım zevk burnumdan geliyor. 6- “Yeni yılın bize sağlık, mutluluk, huzur…” diye başlayan, farklı şekillerde son bulabilen klişeler azalarak bitsin. 7- Havada, suda, yer altında, motorsiklette filan yapılan atraksiyonlu evlenme tekliflerinin gereğinden fazla abartıldığı kanaatindeyim. İş evlenme teklifi etme raddesine (radde ) gelmişse ister uzayda teklif etsin bence hiçbir önemi yok. Önemli olan yeni tanıştığın hatta hiç tanışmadığın birine evlenme teklif edebilmede. 8- Bazı görsel reklamlarda reklamın bitmesine yakın alttan ışık hızıyla (biraz abartmış olabilirim) ekstra küçük fontlu yazılar geçiyor. Acaba bu geçen yazılar hangi amaca hizmet eder? Nasıl olsa okuyamıyoruz diye küfür ediyor filan olmasınlar sakın! 9- Bence ilkokullara filan “Kendini savunma ve hayatta kalabilme” diye bir ders eklensin. Öğretimin ilk amacı gelecekte para (mal) kazanmak. Mal ise candan önemli değil. Bu derste canımızı nasıl koruyabiliriz, öğretilsin. Üniteler de “İlk yardım”, “Silahlara karşı savunma*“, “Ateş yakabilme”, “Bıçak kullanabilme” filan olsun. 10- Bu paket çok agresif oldu. Finallerin stresinden heralde. Finaller bittiğine göre yeni hayat şarkımıza geçebiliriz ve sorumsuzluktan kaynaklanan mutluluğu müziğin de yardımıyla hücrelerimizde hissedebiliriz.
1- Türkiye’de, cep telefonunun yasak olduğu toplu taşımalarda (özellikle belediye otobüslerinde) cep telefonu çalan bir kişiye yüklenilir. Kadıköy-Kartal otobüsündeyim. Birisinin çalan telefonu üzerine hararetli bir tartışma çıkaran adamın da telefonunun çalması otobüs ahalisinde bir tebessüm hasıl etti. 2- MSN’de konuşmak istemediğimiz zaman genellikle “Busy” ile yetinmeyip “Appear Offline” seçeneğini kullanırız. “Online” olur olmaz bir mesaj almaktan daha kötü olan şey, başka birinin de senin bu halini görüp “Online” olması ve mesaj atmasıdır. İşte o kişi çok kötüdür. Muhabbetlere girmek istemediğinden “Appear Offline” takılıyor ama muhabbet kendi menfaatine olunca “Online” olmasını biliyor. 3- Facebook’ta birçok grup gördüm. Ama hiçbirinden “xyz’YE KARŞI SANAL ORDU” gibisinden gruplardan duyduğum ürküntüyü duymadım. Sanal Ordu kavramı… Nasıl bir ordudur bu? Ne yer, ne yapar, kimi vurur? 4- Tüm Beşiktaş’lılığımı bir yana bırakarak söylüyorum ki, Süper Lig’de komplo var. Beşiktaş kasten (hakemler kullanılarak) şampiyon yapılmıyor. Fenerbahçe yada Galatasaray’a uygun görülüyor şampiyonluk. Çünkü taraftar sayıları daha fazla. Kanıtım, eskiden ikinin, bilemedin üçün birinde şampiyon olan Beşiktaş’ın, son 13 yılda sadece yüzüncü yılında şampiyon olması 5- PES’te “Become A Legend”de kariyer yaparken başarısızlığa uğramaktan dolayı tam oyunu bırakıyordum ki, bir gol attım ve spiker “Quality goal from quality player!” dedi. Devam… 6- Her yerde ortaokul numaram 248 ile karşılaşmam tesadüf mü yoksa algıda seçicilik mi? 7- PES’te kaleciyi alıp karşı sahanın içlerine kadar çıkışmayı çok seviyorum. Çoğunda topu kaptırıyorum, hatta bazen gol de yiyorum. Ama nadiren de olsa kaleciyle rakibin tüm oyuncularını çalımlayıp asist vermek gibi rakibi son derece aşağılayan bir hareket yaptığım da oluyor. 8- Sosyalliğin miladının dolduğunu, internet çağının geldiğini, aynı odadaki insanların MSN üzerinden konuştuğunu gördüğümde anladım. Hadi dosya, link, resim filan atarsın da, muhabbet etmezsin yahu. Evet, bunu yaşadım. 9- Bu olmuş: İngilizce öğretmeni sınıfına “”next” kelimesini cümle içinde kullanın” der. Sınıftan bir çocuk da “Next&Nextstar” der. Ne vadiymiş be… 10- MSN’in internet sitesinde kişilik testi çözdüm. “Rahat ve Umarsız” çıktım. (Eee), Eee’si yok, bu kadar.