Seamus Siddeley

aka isidat

İKEA ve İsveçlilik

Aralık4

swedenÜzerimdeki uyuşukluğu atmak ve haftasonu bitirme projeme abanmaya kendimi hazırlamak için bugünü kendime tatil ettim ve alışveriş gezisine çıktım. Gittiğim yerlerden biri İKEA, gayet farklı bir yer. Ürünlerinin kurulumunu müşterisine bırakmasıyla ve kalite/fiyat oranının yüksek olmasıyla meşhur olmuş, Avrupa çapında şubeleri olan bir yer.

İsveç yapımı bu bakkalın kapısından girer girmez ortalık buram buram İsveç kokuyor. Girişte yer alan, reçel meçel tipi şeyler satılan stand İsveç yerli malı haftasını (varsa oranın öyle bir haftası) andırıyor. Her ürünün fiyat göstergeçinde “flärke, hensvik, karsten, knös ve summera” gibisinden ürünün İsveççe adı, Türkçe açıklaması ve fiyatı yer alıyor. Ey “çocuklarımıza Amerikan kültürü aşılanıyor”, “bu işin önünde Amerika arkasında İsrail var” diyenler, hiçbir şeyden korkmayın İsveç’ten korkun. Açılımı “İsveç Kültürünü Eyropa’ya Aşılama” olan bu kurum amacına ulaşmak üzere!

Şaka şaka, korkmayın. İsveç aslında çok naif bir memleket. Yanı başındaki minnacık Danimarka’nın bile kolonileri varken İsveç kendi alınteriyle, helalinden rızkını kazanıyor. Zaten “Malmö” isminde bir şehire sahip olan bir ülke ne kadar sömürgeci olabilir ki? “Nirelisin? Malmö’lüyüm, içinden.” Zamanında Leh denen bir uygarlık bile cenk etmişken hiç duydunuz mu İsveç’te böyle bir olay? Yok, çünkü adamların meselesi değil bu tip mevzular.

Gayet ilginç ve eğlenceli ürünler var. Gezerken defalarca “keşke kendi evim olsa da donatsam şunlardan” diye düşündüm. Mesela ev eşyalarını geçmişler, komple oda bile satıyorlar. Sırf sarımsak ezmek için, değişik düzeneklere sahip 3 çeşit ürün var, o kadar yani. Canı sıkılan varsa gitmesini, gezmesini tavsiye ederim.

Bir ürün tanıtımı yapıp yazıyı bitireyim: MULA. Yanda resmini gördüğünüz şey bizdeki çıngıraklı tekerleğin tahta olanı. İsveçli çocuklar bununla neşeye gark oluyorlarmış.

Alakalı PS: İKEA’nın gerçek açılımı, kurucusunun köyünün ve mülkünün birleşmiş hali olan “Ingvar Kamprad Elmtaryd Agunnaryd” imiş, bilgilerinize.

Alakasız PS: Şimdiye kadarki sitelerimi toparladım. Tık.

5 Maddede Facebook Adabı

Ekim29

facebook-logoHaziran’da terk ettiğim Facebook’un ayrılık acısına 3 ay dayanabildim. 1 haftadır Facebook ortamlarında fink atıyorum. Görmeyeli birazcık değişmiş ama sadece birazcık. Bu yazının sebebi Facebook’ta beni çıldırtan birkaç şeyden bahsetmek istemem. 10 maddeye tamamlayıp daha cool bir başlık atmak isterdim ama sırf 10 maddeye tamamlamaya kasmak için gereksiz maddeler üretmekten sakındım.

1- Buradan isim verip kendilerini rencide etmek istemiyorum ama bazı arkadaşlar Mafia Wars, FarmVille, Çete Savaşları gibi oyunlarda nefes alsalar, su içseler paylaşıyorlar. Tamam, bu güzide oyunları oynuyor olabilirsin, çok başarılı da olabilirsin ama seni günde 13 paylaşım yapmaya iten sebep ne? Sakın yanlış anlaşılmaya, günde bir kere paylaşanlara bile lafım yok. Ama 13 gibi bir rakamdan bahsediyoruz burada, şaka gibi.

2- Bundan 5-10 sene önceleri moda olan, internette bulduğumuz, genellikle duygusal ve motive edici içerikli powerpoint slaytların yerini Facebook videoları aldı. Bazı videolara bakıyorum, içerik 10 numara, tasarım 10 numara, teknik 10 numara ama kayan yazılarda “değişen” yerine “deyişen”, “değil mi” yerine “değilmi”, “beğendi” yerine “beyendi” görüyorum. Bu maddedeki serzenişim videoyu hazırlayan arkadaşa. Binlerce kişi izleyecek bu videonu, sadece bunun hatrına 5 dakikanı yazım hatalarını düzeltmeye ayırsan acaba? Çok mu şey istiyorum?

3- En önemli madde bu. Beğenmeden paylaşmak üzerine. Şöyle ki; A kişisi bir video paylaşıyor, B kişisi de arkadaşı A’nın paylaştığı videoyu görüp paylaşıyor. Burada B’den beklenen adap A’nın videosunu en azından beğenmesi. Tamam, videoyu A hazırlamamış olabilir ama sana ulaşmasına o vesile olmuş. En azından bir “bu videoyu beğen” linkine bir tıklayıver. Bir daha A üzülüyor “kimse paylaştığım şeyi beğenmedi” diye, gerçekte videosunun paylaşmaya değer bulunacak kadar beğenilmesine rağmen.

4- Son iki madde ise fotoğraf tag’leme (etiketleme) ile ilgili. Profiline şunun gibi resimler ekleyip resimdeki her bir karakteri bir arkadaşıyla eşleştirenler var. Bu gibi resimler çok kişiyi ilgilendirdiğinden haliyle çok yorum alıyor ve dolayısıyla etiketlenen kişiye gelen bildirimler takip edilmez hale geliyor. Bu tartışılabililecek bir madde gerçi, bunu destekleyenler de olabilir. Fikrimi belirteyim dedim.

5- Private (sadece arkadaşlarının görebileceği) profile sahip kişilerin etiketlenmesine karşıyım. Bu etiketleyenden çok Facebook’un bir hatası bence. Adam hiçbir bilgisini public’e açmadığı halde, sırf etiketlendiği için yüksek derecede samimi fotoğrafları bile arkadaşının arkadaşları tarafından görüntülenebiliyor (A B, B de C ile arkadaş ama A’nın fotoğraflarını C görebiliyor yani). Hem de sadece o fotoğraf da değil, tüm albüm olarak.

PS: Çöz bakalım isimli yarışma programına başvurdum. Dualarınıza muhtacım. Kabul edilirsem (ki öyle bir durumda birinci olamama gibi bir ihtimalim yok), kabul haberine kadar herhangi bir yoldan (yorum, facebook, telefon, email, iletişim) dua ettiğini belirten ilk 10 kişiye 100′er lira dağıtacağım. Bu böyle biline.

Ortanca Kardeş: Taksit

Eylül12

Kontrolden çıktığında en azılı canavarlardan bile daha fazla zarar verebilir. Bu özelliğiyle kredinin bir ufak kardeşidir. Şimdi Taksit’in bir insanın hayatını nasıl kararttığına şu canlandırmayla şahit olalım: [Bu canlandırmada izleyeceğiniz kişi ve kuruluşların hepsi hayal ürünüdür, gerçek hayatla bir ilişkileri yoktur!]

İbrahim girdiği AVM’de kendisine bir ayakkabı beğenir. Etiketine bakar 95.99 lira. Sonuçta öğrenci, haliyle biraz tırsar. Gözünün etiketten ayrılıp son bir defa beğendiği ayakkabıya gittiği tam o an etiketin köşesindeki sinsi “CardHede kartı sahiplerine peşin fiyatına tam 24 ay taksit” yazısı gözüne ilişiverir. Etiketi tasarlayan AVM’ci bu kadarla kalmamış müşterisini pek bir düşündüğünü daha da belli etmek için 95.99′u 24′e bölmüş “Aylık sadece 3.99 lira!” diye eklemiş. Bu arada {x.99} formatındaki fiyat etiketi ise [ki onun da ismi 99 olsun] Taksit ve Kredi kardeşlerin üçüncü ve en küçük kardeşidir. Ancak o kardeşe dilimiz dönerse daha sonra değiniriz. Ortalama analitik düşünme yetisine sahip İbrahim 3.99′u 4′e değil 3′e yuvarlar ve “Aylık 3 lira ne ki, ekstre 100 geleceğine 103 gelecek.” diye düşünür ve bu düşüncesinin arkasına “püff” efektli bir gülüş kondurarak 3 lirayla dalga geçtiğini vurgular. İbrahim resmen 3 liraya 96 liralık ayakkabı almıştı ve bu başarısından dolayı kendiyle gurur duydu.

İbrahim o ayki ekstresini ödemekte hiç zorlanmadı, diğer ayınkini de ve diğerinin de. Olayın üstünden aylar geçti, ancak  işler İbrahim’in beklediği gibi güllük gülistanlık gelişmedi. Mailine gelen ekstresini kontrol eden İbrahim “dönem borcunuz” ibaresinin yanında ilk defa 4 basamaklı bir sayı gördü. O dört basamaklı sayıyı doldurma görevi sadece o şirin ayakkabının harcı değildi. MP3 çalar, sudoku makinası, CS oynamalık mouse, bisiklet, gömlekler ve bunlar benzeri irili ufaklı yüzlerce ürün bu görevde elini taşın altına sokmuştu. Bazısı 2.99 lira bazısı 17.66 lirayla şirin ayakkabıya destek oluyordu.

[Biraz sonra gelecek üç noktada her nokta için Gerçek Kesit'teki daktilo efekti verilmesi tavsiye edilir] Adı . . . : İbrahim. 3.99‘dan önce gayet iyi bir hayata sahip İbrahim, ilki o ayakkabı tarafından gelen taksit darbeleri sonucunda borç paralarının altından kalkamıyordu. Damlaya damlaya okyanus olmuştu. Yaptığı hesaplara göre 2 ay sonra ekstresinde 5 haneli rakamlar onu bekliyor olacaktı.

Önerme: Aynı harcama potansiyeline sahip, biri taksit biri peşin ödeme yapan iki insandan [ilk bakışta taksitçi daha kârlı gözükse de] peşin ödeyen, taksitçiyle aynı durumda veya [peşin indirimi varsa] daha kârlıdır. En azından parası kadar alışveriş yapmış olur. Zaman sonsuza giderken taksitin limiti peşinden fazla çıkar. Ha, “Ben önceden hesaplarım taksitimi, güme gelmem” diyen varsa bu sözlerim ona değil.

* Üstteki kırmızı uyarı doğrudur. Canlandırmadaki İbrahim ben değilim.
PS: Bu yazı yakında pişecek 14. Enstantane paketinin 3. maddesi olacakken, değindiği konunun parlaklığından ötürü müstakil bir post konumuna getirilmiştir.
PPS: “Şimdi alın, 2010′da ödeyin” gördüm. Önce 2010 deyince ulaşılmaz bir zaman gibi geldi bir de baktım 2.5 ay kalmış.

Kendimi Durduracak Değilim

Eylül10

Kendimi Durduracak Değilim
Fırat Budacı
SEN DE OKU!

Uykusuz’da aynı isimli köşesi olan Fırat Budacı’nın şimdiye kadar yazdığı yazılarından oluşma kitabı. 2-3 aydır dergide yakında çıkacak diye bağırıyorlardı, bir iki hafta önce çıktı nihayet.

Fırat Budacı edebiyatımızdaki tespitçilik akımının öncülerindendir. Her yazısında başka bir insanın [yada insanların] davranışlarına değiniyor. O kişinin yaşamına bir yazılığına gözlemci olarak katılıyor ve abartılı hareketlerinin altında yatan asıl nedenleri ifşa ediyor. Eleştirdiği davranışlar yapmacıklık, ego, olduğu gibi görünmeme, başka role bürünme gibi [miktarı kişiden kişiye değişse de] herkeste olan davranışlar. Mesela yapmacıklığı eleştiren bir yazıyı okurken geçmişimizde ne kadar yapmacık davranışa maruz kalmışsak hepsini eziyoruz. Diğer yandan o kötü davranış kendimizde varsa bunu farkediyoruz ve düzeltme çabasına giriyoruz. Bu kitap sırf bu nedenden okunur.

Demo versiyonları: [1], [2]

PS: Tabi bu anlattıklarım baktığım pencereden görünenler. Başkasına göre başka birşeydir, olabilir.

Air Quotes

Eylül8

air_quotesYabancı filmlerde ve özellikle dizilerde, oyuncu karşısındaki insana [ki bu genellikle tersleştiği biridir] kullanacağı bir sonraki kelimeyi düşünmeden çatır çatır azarlar ya. İşte tam konuşmasının sonlarına doğru öyle iğneleyici bir kelime seçer ki o kelimenin yedikten sonra karşı taraf cevap veremez ve ortamdan bir sıfır yenik ayrılır. İşte “air quotes” dedikleri şey bu öldürücü kelimeyi söylerken yandaki amcanın hareketini yapmak. Anlatmak istediğimiz şeyi cuk diye tanımlayan kelimeyi yazılı anlatırken başına ve sonuna tırnak koyarız ki vurgu o kelimede olsun. İşte bu da sözlü karşılığı.

Nerden Çıktı Şimdi Bu?
Bu hareket ilk karşılaştığımda gözüme güzel görünmüştü. Her gördüğümde hayranlığım bir derece artmıştı fakat ne anlama geldiğini bilmiyordum. Yazı formatında olmayan bir şeyi (ses, hareket)  internetten aramak samanlıkta iğne aramak gibi birşey olduğundan defalarca aramama rağmen bu hareket ile ilgili bilgi bulamıyordum. Bugün buldum ve benle aynı durumda olan varsa paylaşayım da sevindireyim dedim. Hülasası budur.

Türkçesi Yok Mu Bunun?
Ona da baktım, ne yazık ki yok. Seslisözlük “el hareketiyle yapılan tırnak işareti” diyor. Başlık için kötü bir söz öbeği.

Gif?
Google Görseller’den bulduğum bir denek üzerinde çalıştım. Tamamen el emeği göz nurudur. Sol elin orta parmağındaki saçmalığı görmezden geliverin.

« Eski Yazılar

Sosyalizm & isidat

Web Sitelerim
Official Logo
Translate
Takipteyim
Sertalp Bilal Mühendis-i Geyik E-Miray bilinçsiz 00100100 Umut Sarıkaya BLOGobik Fikir Bulutu İbrahim Nergiz Esidat Saçsız Kral ŞMVD Malın Gözü
-->

BenimFontum